X-Ray Değil, Aidiyet Lazım
Gazeteci-yazar, radyo ve televizyon programcısı Uğur Gencer yazdı. "X-Ray Değil, Aidiyet Lazım"

Uğur GENCER
ugurgencer4134@gmail.com -Zorunlu eğitimin görünmeyen yarası; okuldan kopan çocuklar değil, okulun çocuklardan kopmasıdır.
Okullardaki disiplin sorunlarını konuşurken genellikle sonuca odaklanıyoruz. Kavga eden öğrenciye, devamsızlık yapan gence, kuralları ihlal eden çocuğa bakıyoruz. Oysa asıl soru şudur: Bu çocuklar neden okulda?
Çünkü öğrenmek istedikleri için mi?
Hayır.
Çünkü bir hedefleri, hayalleri, akademik motivasyonları var mı?
Her zaman değil.
Çünkü zorunlu oldukları için.
İşte meselenin düğümlendiği yer tam da burasıdır.
Akademik beklentisi olmayan, okulda geçirdiği zamanı geleceğine yatırım olarak görmeyen bazı öğrenciler için okul artık bir öğrenme mekânı değil; kendini ispat etme sahasına dönüşüyor. Başarı notlarla ölçülmeyince güç başka yerlerde aranıyor. Sınıfta değil koridorda, kitapta değil gruplaşmada, üretimde değil gösteride...
Aidiyet duygusunu kaybeden genç, görünür olmak ister. Görünür olmanın en kısa yolu ise bazen çatışmadan geçer.
Böylece yabancılaşma başlıyor.
Ardından öfke...
Sonra devamsızlık...
Akran çatışmaları...
Disiplin vakaları...
Ve daha sonra hepimizin yakından bildiği o kısır döngü...
Oysa çoğu zaman sorun öğrencinin okulda bulunması değildir; okulda bir anlam bulamamasıdır.
Bugün birçok eğitim kurumu güvenlik tedbirlerini artırarak çözüm arıyor. Kameralar çoğalıyor, girişlerde kontroller sıklaşıyor, koridorlarda daha fazla denetim uygulanıyor.
Bunlar elbette gerekli olabilir.
Ancak kabul etmek gerekir ki mesele güvenlikten önce sosyolojiktir.
Çünkü insanın içindeki boşluğu metal dedektörleri tespit edemez.
Bir öğrencinin okuldan kopuşunu X-Ray cihazı gösteremez.
Aidiyet eksikliğini bekçi fark edemez.
Kapıdaki güvenlik görevlisi çantayı kontrol edebilir ama gençlerin zihinlerinde büyüyen anlamsızlık hissini göremez.
Sorun bir güvenlik açığından çok daha derindir.
Asıl ihtiyaç; öğrencinin kendisini değerli hissedeceği, yeteneklerini gösterebileceği, sözünün duyulacağı bir okul iklimidir.
Gençler kurallara değil, anlam buldukları yerlere bağlanırlar.
Bir çocuk okulda kendine yer bulamazsa mutlaka başka bir yerde bulur. Bazen bu yer bir spor sahası olur, bazen sanat atölyesi, bazen de ne yazık ki yanlış çevreler...
Bu nedenle eğitim politikalarının merkezine yalnızca başarıyı değil, aidiyeti de koymak zorundayız.
Çünkü okula bağlılık arttığında disiplin olayları azalır.
Kendisini değerli hisseden öğrenci kavga ederek görünür olmaya çalışmaz.
Dinlenen genç bağırmaz.
Anlaşılan çocuk öfkeden kimlik üretmez.
Bugün üzerinde düşünmemiz gereken soru şudur:
"Okullarımız ne kadar güvenli?" değil...
"Okullarımız öğrenciler için ne kadar anlamlı?"
Çünkü bazı sorunlar kapıdan girerken aranarak çözülemez.
Bazı yaralar güvenlik önlemleriyle kapanmaz.
Ve bazı gençlerin ihtiyacı ne X-Ray cihazıdır ne de bekçi...
Onların ihtiyacı; görülmek, değer verilmek ve ait hissedebilmektir.
Eğitimin gerçek güvenliği de tam burada başlar.
"Aidiyetini kaybetmiş bir gencin içinde büyüyen fırtınayı yalnızca güvenlik ekipleri durduramaz. Çünkü bastırılmış öfke güvenlik sorunu değil, anlam sorunudur."
Benim evladım yapmaz" demeden önce, "Evladım kendini gerçekten ait hissediyor mu?" sorusunu sorabildiğimiz gün ise o güvenlik tamamlanmış olacaktır.
Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar.