Makamın Büyüsü: Makam İnsanı mı Değiştirir, İnsan Makamı mı?
Dün kendi çayını, kahvesini alan insan; bugün bir “Ç…” demesiyle çayı, bir “K…” demesiyle kahvesi önüne geliyorsa, değişen gerçekten makam mıdır, yoksa insan mı?

Sevgi Yazıcı Özdemir
sevgiozdemir@gmail.com -Makamın Büyüsü: Makam İnsanı mı Değiştirir, İnsan Makamı mı?
Bazı insanlar vardır; bir makama gelir ve “Ben burada ne yapabilirim?” diye düşünür.
Bazıları ise zaman geçtikçe başka bir şeyi keşfeder:
“Ben burada ne kadar kalabilirim?”
İnsan makamı neden bırakmak istemez?
Gerçekten hayallerindeki hizmetleri gerçekleştirebildiği için mi?
Yoksa makamın etrafında oluşan o garip dünyanın tadını aldığı için mi?
Daha düne kadar çayını, kahvesini kendi alan insanın bugün ağzından “Ç…” sesi çıkar çıkmaz çayının, “K…” demesiyle kahvesinin önüne gelmesi mesela…
Kapıyı kendisinin açıp kapatmasına gerek kalmaması…
Bir yere girdiğinde insanların toparlanması…
Telefonunun hiç susmaması…
Her gittiği yerde birilerinin yanında olması…
Ve tabii makamın getirdiği konfor…
Daha dün yürüyerek gidiyordun.
Bugün seni birileri götürüyor.
Daha dün toplu taşımaya biniyordun.
Bugün kapına araç geliyor.
Daha dün kendi işini kendin görüyordun.
Bugün küçük bir hareketin bile başkaları tarafından fark edilip gereği yapılıyor.
İnsan bütün bunlara alışınca, o makamdan kalkmak kolay mı?
Siz olsanız kalkar mıydınız?
Dürüst olun.
Ben kalkmazdım.. Ama karşılığını verir hizmetimi sonuna kadar yapar tüm içtenliğimle halka dokunurdum..
Çünkü makamın en büyük tehlikesi belki de insanın kendisini önemli hissetmesini sağlamasıdır.
Başta insan “Ben değişmem” der.
Sonra çevresindeki insanlar ona farklı davranmaya başlar.
Birileri sürekli över.
Birileri her söylediğini onaylar.
Birileri yanında olabilmek için çaba gösterir.
Birileri “Efendim” derken ses tonunu bile değiştirir.
Ve insan, bütün bunlara ne kadar karşı koymaya çalışsa da bir süre sonra o ilginin ruhu okşayan tarafını keşfeder.
İşte o noktadan sonra makam artık sadece bir görev değildir.
Bir yaşam biçimine dönüşmeye başlar.
BİR DE İŞİN BAŞKA BİR TARAFI VAR…
Göreve geldiğinde çevresindeki insanlara “Ben de sizden biriyim” mesajı verenler vardır.
Hatta öyle ki…
Evinde kendi işini kendi yapar, işine yürüyerek gider, toplu taşımaya biner, insanların arasında rahatça dolaşır.
Kimse arkasından üç kişiyle gelmez.
Kimse önceden kapıyı açmaz.
Kimse “Geliyor” diye ortamı toparlamaz.
Çayını kendisi söyler.
Kahvesini kendisi alır.
Telefonunu kendisi taşır.
Kısacası hayatını kendisi yaşar.
Sonra bir gün seçilir.
Ve zaman geçtikçe bir şeyler değişmeye başlar.
Önce makam aracı gelir.
Sonra makam aracının yanına birkaç kişi eklenir.
Sonra o kişilerin yanına başka kişiler…
Derken bir bakarsınız, dün tek başına yürüyen insan bugün birkaç kişilik bir ekiple hareket ediyor.
Nereye gitse birileri yanında.
Nereye girse birileri peşinde.
Bir yere otursa sandalyesi hazır.
Bir yere kalksa kapısı hazır.
Çayı hazır.
Kahvesi hazır.
Arabası hazır.
Ve tabii ki hafta sonu da artık eskisi gibi değildir.
Çünkü makamın bir başka güzel tarafı daha vardır:
Programınız hiç bitmez ama nedense işiniz de hiç bitmez.
Toplantılar…
Açılışlar…
Ziyaretler…
Fotoğraflar…
Paylaşımlar…
“Çalışıyoruz.”
“Üretiyoruz.”
“Şehrimiz için gece gündüz…”
Bunları söylemek kolaydır.
Zor olan ise gerçekten ne üretildiğini insanlara gösterebilmektir.
İşte tam burada makamın cilası dökülmeye başlar.
Çünkü insanların hafızası, sosyal medya paylaşımından daha güçlüdür.
Dün neydi?
Bugün ne oldu?
Hangi sorun çözüldü?
Hangi yatırım yapıldı?
Hangi esnafın yüzü güldü?
Hangi insanın hayatı kolaylaştı?
Bunların cevabı yoksa, makam aracının arka koltuğunda ne kadar rahat oturduğunuzun da pek bir anlamı kalmaz.
Çünkü bir makam statü yarışması değildir.
Kim daha şık giyindi?
Kim daha çok kişiyle dolaştı?
Kim daha kalabalık karşılandı?
Kim daha çok fotoğraf verdi?
Kim daha fazla “Başkanım”, “Efendim” ya da “Beyefendi” duydu?
Bunlar hizmet ölçüsü değildir.
Makamın etrafındaki insan sayısı arttıkça, gerçekleri söyleyen insan sayısı azalabilir.
Herkes sizi alkışlıyorsa dikkat etmek gerekir.
Herkes söylediklerinizi doğru buluyorsa…
Herkes sizi övüyorsa…
Herkes sizinle aynı fikirdeyse…
Belki de sorun anlamadığınız için hep sizde hem de çevrenizdedir.
Çünkü makam sahibinin en çok ihtiyacı olan şey alkış değil, hakikati söyleyecek insanlardır.
“Burada yanlış yaptınız.”
“Bu iş olmadı.”
“İnsanlar bundan memnun değil.”
“Bu proje beklediğiniz gibi gitmedi.”
“Bu kişi sizi yanlış yönlendiriyor.”
Bunları söyleyebilen kaç kişi kaldı çevrenizde?
Asıl mesele burada.
Çünkü makamın insanı değiştirmesi bazen bir gecede olmaz.
Yavaş yavaş olur.
Önce çayınız başkası tarafından gelir.
Sonra kahveniz.
Sonra kapınız açılır.
Sonra aracınız hazırlanır.
Sonra insanlar sizin için ayağa kalkar.
Sonra siz insanların ayağa kalkmasını normal görmeye başlarsınız.
Ve bir gün…
Göreve geldiğinizdeki insanı hatırlamakta zorlanırsınız.
İşte o zaman koltuk artık sadece oturduğunuz yer değildir.
Koltuk, sizi sizden uzaklaştıran bir aynaya dönüşmüştür.
Ve insanın kendisine sorması gereken soru da aslında çok basittir:
“Ben bu koltuğa hizmet etmek için mi oturdum, yoksa koltuk bana hizmet etmeye başladığı için mi kalkmak istemiyorum?”
Cevabını zaman verir.
Çünkü makam geçicidir.
İnsanların size gösterdiği yapay ilgi geçicidir.
Makam aracı geçicidir.
Çay gelir, kahve gelir, kapı açılır, kapanır…
Ama sonunda herkes kendi evine gider.
Ve bir gün bütün o kalabalık dağıldığında insan kendisiyle baş başa kalır.
Ne çay getiren vardır…
Ne kahve…
Ne kapı açan…
Ne de arkasından gelen üç kişi.
Sadece siz varsınızdır bir başına….