ANLAM FELSEFESİ
Anlam felsefesi; sözcüklerin, cümlelerin, düşüncelerin veya işaretlerin ne anlama geldiğini ve bu anlamın nasıl oluştuğunu inceleyen bir felsefe dalıdır. Anlamın üç halkasından ve bunların hayatın içinde ki etkisinden bahsedeceğim...

Sibel ÇEÇEN YAVAŞ
info@haberdeimza.com.tr -ANLAM FELSEFESİ
-Varlıktan Varoluşa-
Anlam felsefesi; sözcüklerin, cümlelerin, düşüncelerin veya işaretlerin ne anlama geldiğini ve bu anlamın nasıl oluştuğunu inceleyen bir felsefe dalıdır.
Anlamın üç halkasından ve bunların hayatın içinde ki etkisinden bahsedeceğim...
Bunlar ; Nesne,Hayat,Yaşam...
İnsan, evrende yalnızca var olan bir varlık değil, varlığına gerekçe arayan,sorgulayan ve uygulayan yegâne bir canlıdır. Zihnimiz(bellek,arzu,algı,düşünce); dış dünyadan aldığı ham veriyi durmaksızın işleyen, ayrıştıran,sınıflandıran ve ona bir katman ekleyen devasa bir "anlam fabrikası" gibi çalışır. Felsefenin en köklü disiplinlerinden biri olan anlam felsefesi (semantik ve varoluşçu hermeneutik), insanın dünyayla kurduğu bu bağın izini sürer. Bu bağ, en somut (elle tutulabilen,gözle görülebilen) olandan en soyut (hissel,düşünsel, akılsal ,duygusal) olana doğru genişleyen üç temel halkada biçimlenir:
Nesnelere yüklenen anlamlar, hayata yüklenen anlamlar ve yaşama yüklenen anlamlar.
NESNE'lere yüklediğimiz anlamlar,maddenin ötesinde'ki semboller...!!! İnsanoğlu nesnelerle sadece işlevsel bir ilişki kurmaz; fincanda'ki kahve telvesine , bir kolyeye, bir fotoğrafa , eski bir posttan bir mimari yapıya kadar her maddeye bir ruh, bir anı veya bir sembolizm üfler.
Fransız sosyolog Jean Baudrillard’ın da belirttiği gibi, modern dünyada nesneler kullanım değerlerini yitirip birer "gösterge"ye dönüşür. (Göstergebilim "semiyotik veya semiyoloji" )
Bir nesne, kendi fiziksel sınırlarını aşarak zihinsel bir alana taşındığında artık sadece atomlardan oluşan bir kütle (yığın/topluluk) değildir; o hafızanın veya kimliğin bir uzantısıdır ve bir anlama bürünür.
"Bir nesne, ona aktardığımız anı kadar ağır, yüklediğimiz anlam kadar değerlidir." Çünkü yaşanmışlık vardır.!!!
"Eşyaya ruhu veren imalatçısı değil, ona bakarken kendi geçmişini gören insan gözüdür." Eşya ile bağ kuran kişinin duygusal bakış açısı (BAKMAK değil,GÖRMEK)
"Maddi olanı manevi kılan, maddenin hammaddesi değil; zihnin onu kavrayış biçimidir." Neyi nasıl algıladığımız.!!!
"HAYAT", insanın dışında da akıp giden, kozmik, evrensel ve kuşatıcı bir sistemdir. Hayata anlam yüklemek; varoluşun amaca, nedenselliğe ve kadere dair genel çerçevesini sorgulamaktır. Bu aşama ; varoluşçuluk ile nihilizmin, teoloji ile felsefenin kesişim noktasıdır.
Viktor Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı’nda vurguladığı gibi, hayat insana hazır bir anlam sunmaz; aksine hayat, insanın kendisine yöneltilmiş devasa bir sorudur.
Friedrich Nietzsche’nin "Neden"i olan, her türlü "Nasıl"a katlanır" sözü, hayata yüklenen bu makro anlamın dönüştürücü gücünü özetler. Makro çerçeve ve büyük tabloda hayata yüklenen anlamları daha net görebiliriz.
"Hayat, çözülmesi gereken bir bulmaca değil; deneyimlenmesi gereken bir süreçtir." Bunu ömrümüz boyunca yaşayarak deneyemleyeceğiz.
"Evrenin sessizliğine verdiğimiz cevap, hayata yüklediğimiz anlamın yankısıdır." Bazen haykırarak bazende içimize hapsederek.
"Hayat bir tuvaldir; anlam ise üzerine çizdiğimiz çizginin rastlantısal olmadığını kendimize kanıtlama çabamızdır." Kaderimizi kendi gayretimiz ile şekillendirme çabamız.
YAŞAM ; hayatın tam olarak ne olduğunu, hayatın amacını ve nasıl yaşanması gerektiğini akıl yoluyla inceleyen temel bir varoluşsal soruşturmadır. "Hayat" soyut ve genel bir kavramken, "Yaşam" bu kavramın ete ve kemiğe bürünmüş , anlık, fenomenolojik (Görüngübilimsel " Nesnelerin veya olayların insan zihninde nasıl göründüğü, bireylerin bu durumları nasıl yaşayıp anlamlandırdığı" )
karşılığıdır. Yaşama anlam yüklemek ; günlük tercihlerde, ilişkilerde, acıda, kayıpta, sevinçte ,mutlulukta ve eylemin tam içinde iken gerçekleşir.
Albert Camus’nün Absürd (Uyumsuz) felsefesinde vurguladığı gibi, genel anlamda hayatın evrensel bir amacı olmasa bile, insan kendi eylemleri ve başkaldırısıyla gündelik "yaşamına" anlam katabilir.
Yaşama yüklenen anlam, nihai hedeflerden ziyade akışın kendisine duyulan saygıyla şekillenir. An'da kalmayı başarabilen ise acısı. var ise acının içinden kolaylıkla geçer,. Karar anları, bir dostla paylaşılan çay yada içten bir sohbet, kısa tatiller , çekilen bir acının olgunlaştırdığı karakter; bunların hepsi yaşama yüklenen anlamın yapı taşlarıdır.
"Yaşamak, sadece nefes almak değil; alınan her nefese bir gerekçe sunabilme sanatıdır." Her canlının bir yaradılış amacı var.Sizinki ne? Sorgulayın !!! Yaşam; doğup büyüyerek,yiyip içip gezerek, yaşlanıp ölerek sunulan basit bir döngü değil !!!!
"Yaşamın anlamı, varılacak son durakta değil; yolculuk sırasında atılan adımların niteliğindedir."Nitelikli hayat, bireyin yaşamını sadece sıradan bir şekilde sürdürmeyle kalmayıp onu daha anlamlı ve yüksek standartlara yükseltme çabasıdır. Yani fiziksel ve ruhsal sağlığı korumak, zihinsel olarak sürekli gelişmeye çabalamak ve bilinçli , doğru ve hayrına seçimler yapmaktır.
"Kendi yaşamına anlam katamayan insan, başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olmaya mahkûmdur." En sevdiğim kısım da bu.!!! Kendi iradesi ile yaşayamayan insanın Android'den (Android Human) farkı kalmaz. Başkalarının komutu (düşüncesi/yönlendirmesi) ile yaşayan kişi hayatının anahtarını başkasının ellerine vererek yaşamını heba eder. Bir de başkaları için kendini feda eden kişiler !!! kendi hayatlarına katacakları anlamlardan mahrum kalır. Oysa ki hayat tekrarı olmayan tek perdelik bir oyun. Anlamlandırılmış bir yaşam ise insanı kuşatan o büyük hayat tablosunda kendi özgün imzasını atmasını sağlayan yolculuğu.
Yani ANLAM ; dışarıda keşfedilmeyi bekleyen saklı bir koy yada hazır bir hazine değil; insanın tüm varlığı / varoluşu ile dünyayı nakış nakış/ ilmek ilmek işlemesidir.
Hayatı doğru anlayalım!!!! Boşa geçmesin !!!!
Sevgiyle