29 Ekim 2026 - Perşembe
İNSAN,ESER ve HAKİKAT
Bir insanın bu dünyadaki varoluşu, doğumla ölüm arasında sıkışıp kalmış zamansal bir kesitten ibaret değildir;
Yazar - Sibel ÇEÇEN YAVAŞ
Okuma Süresi: 6 dk.

Sibel ÇEÇEN YAVAŞ
info@haberdeimza.com.tr -Bir insanın bu dünyadaki varoluşu, doğumla ölüm arasında sıkışıp kalmış zamansal bir kesitten ibaret değildir; aksine, kozmik ve toplumsal bütünün içerisinde yankı bulan, yankılandıkça derinleşen çok katmanlı bir süreçtir. Kişinin duruşu, sarf ettiği sözler, hayatı kavrayış şekli ve hayatı yansıtması, iletişim ve etkileşimi, insanlarda bıraktığı izler, gerçekleştirdiği eylemler ve geride bıraktığı eserler; onun hem kendi iç dünyasının tecessüm etmiş hali hem de toplumsal hafızaya kazınan imzasıdır.
Yaşarken somut şeyler bırakmak ve soyut düşünceleri somut kavramlara çevirmeyi gereķtirir. Eser sadece gözle görülen elle tutulan yapıtlar değil toplumun hafızasına kazınabilecek düşünce kalıpları , örnek davranış modellerinin tamamıdır. Hayat sahnesinden çekildikten sonra bile yankılanmaya devam eden bu kalıcılık hali, insan bilimlerinin en kadim ve en derinlikli meselelerinden biridir. Bu olgu; sosyoloji, felsefe, psikoloji ve ilim ekseninde ele alındığında, insanın zamana ve mekana meydan okuyan doğasının muazzam bir haritası ortaya çıkar.
Sosyolojik açıdan bireyin ardında bıraktığı izler, toplumsal yapının ve kolektif belleğin inşasında yapı taşı işlevi görür. Bir insanın hayatı boyunca ürettiği değerler, kurduğu ilişkiler ve bıraktığı eserler, toplumu bir arada tutan görünmez bağları güçlendirir. Anlam dünyası ve eylem biçimleri toplumsal değişimi tetikler. Bir insanın duruşu ve ilkeli eylemleri, çevresindekiler için bir rol model oluşturur. Vefatından sonra bile bu eylemler, kurumlaşarak ya da gelenekleşerek yeni nesillerin toplumsallaşma süreçlerine yön verir. Tıpkı pek çok ilim-bilim insanı , sanatçı ,öğretici yada topluma mal olmuş örnek karakterler gibi.
İnsan, toplum içinde semboller aracılığıyla var olur. Bırakılan her eser (kitap, sanat eseri, adaletli bir kurum veya hayırlı bir evlat), toplumsal havuzda ortak anlamlar üretir. Toplum, bu eserler vasıtasıyla kendi kimliğini ve sürekliliğini tahkim eder. Aslında eserler topluma bırakılmış birer KOLEKTİF MİRAStır.
Felsefe tarihi, insanın ölüm karşısındaki duruşunu ve "İZ BIRAKMA" ARZUSUNU ontolojik (VARLIK) ve epistemolojik (BİLGİ) düzlemlerde sorgulamıştır. Martin Heidegger, insanın "ÖLÜME DOĞRU VARLIK" olduğunu söyler. İnsan, ölümlü olduğunu bildiği için anlam üretme çabasına girer. Eser bırakmak, varoluşun zamansallığına karşı bir direniştir. İnsan ancak evrensel ve kalıcı değerlere tutunduğunda zamanın yıkıcı etkisinden azade olur.
Psikolojik olarak insan hayatının ilerleyen dönemlerinde, kendinden sonrakilere rehberlik etme, kalıcı eserler bırakma ve topluma katkı sağlama ihtiyacı duyar. Bu ihtiyacın karşılanması bireye derin bir "BENLİK BÜTÜNLÜĞÜ" kazandırırken, aksi durum pişmanlık ve durgunluk doğurur. Viktor Frankl’a göre insanın temel motivasyonu haz ya da güç değil, ANLAM ARAYIŞIDIR .İnsan üç yolla anlam bulabilir: Bir eser ortaya koyarak, bir yaşantıyı ya da insanı deneyimleyerek ve kaçınılmaz acılar karşısındaki tavrıyla. Hayatın sonuna gelindiğinde geride bırakılan güzel izler ve eserler, o hayatın anlamlı ve değerli yaşandığının en somut psikolojik kanıtıdır.
Tasavvufta "İnsan öldüğü zaman amel defteri
kapanır ancak üç kişi hariç denilir.Sadaka-i câriye bırakan (faydası kesintisiz süren eser/hizmet), kendisinden yararlanılan ilim bırakan ve kendisine dua eden hayırlı evlat bırakan" . Bu tam da kalıcı izlerin metafizik karşılığıdır. Bir okul, bir çeşme, yazılmış hikmetli bir eser ya da ahlaki güzellikler aşılayan bir duruş bu kapsamda değerlendirilir(bu da baki kalmaktır).
Yunus Emre'nin dilinde bu durum, "GELDİK BU CİHANA ERDİK BİR CANA, KEVN Ü MEKÂNDA ADIMIZ KALSIN" dizesiyle özetlenir. Amaç fiziksel olarak var olmaya devam etmek değil, kubbede hoş bir seda, yani kalplerde güzel bir hatıra ve insanlığa faydalı bir miras bırakmaktır.
Akılda güzel kalmak, yokluğunda bile hatırlanmak kalıcı bir iz bırakmaktır.Kişinin bilgisini ve eserlerini nakşederek gelecek nesillere aktarması; kendisi yok olsa dahi varlığını güncel tutarak hafızalardan silinmemesine vesile olacaktır. Öbür yandan Mevlana Celaleddin Rumi’nin eserleri ve duruşu da yüzyıllardır bu hakikatin en canlı nişanesidir.
Netice olarak bir insanın hayattan ayrıldıktan sonra geride bıraktığı izler; onun bu dünyadaki sınavının fihristidir. Sağlam bir duruşla örülmüş, erdemli sözlerle beslenmiş, faydalı eylemlerle ve kalıcı eserlerle taçlandırılmış bir ömür; ne zamanın yıpratabileceği ne de ölümün silebileceği bir hakikat kalesidir. İnsan, bıraktığı bu güzel izler sayesinde kendi faniliğini aşar ve insanlık deryasında hiç yok olmayan bir damla haline gelir.
HAYATIN ANLAMI, bıraktığımız bu izlerin rengini ve derinliğini tayin etmekte gizlidir.
Sibel ÇEÇEN YAVAŞ
Yorumlar (0)