ÜLKÜ-DER İN 20. GELENEKSEL IFTARINDA SALON DOLDU TAŞTI
Genel Merkezi Maltepe'de bulunan ÜLKÜ-DER'in düzenlediği 20. geleneksel iftarda salon adeta doldu taştı. Kurucu başkan Ahmet Selçuk Can yaptığı konuşmada, siyasi gündem uzerine konuşurken 'telefon siyaseti' yorumu dikkat çekti
Gündem
Yayın: 17 Mart 2025 - Pazartesi - Güncelleme: 17.03.2025 14:56:00
Editör -
Asuman Yazıcı
Okuma Süresi: 11 dk.
102 okunma

Genel Merkezi Maltepe'de bulunan ÜLKÜ-DER'in düzenlediği 20. geleneksel iftarda salon adeta doldu taştı. Kurucu başkan Ahmet Selçuk Can yaptığı konuşmada, siyasi gündem uzerine konuşurken 'telefon siyaseti' yorumu dikkat çekti
Maltepe sahilde bulunan Boda Davet Salonu'nda ÜLKÜ-DER tarafından düzenlenen 20.yılını dolduran geleneksel iftara yogun katılım gerçekleşti.
-GENEL BAŞKAN GÜREL," FAALIYETLERİMİZ TÜRK FİKİR KÜLTÜR ALANINA KATKI YAPTIĞI KADAR,VATANINA VE MILLETE BAGLI KADRO OLUŞTURMUŞTUR"-
STK'ların, düşünce kuruluslarının,siyaset, iş dunyası ve davetlilerin salonu tıka basa doldurduğu iftarda ÜLKÜ- DER Genel Başkanı Emre Gürel, ÜLKÜ-DER'in faaliyetlerini ve planlarını açıkladığı konuşmasında;" Gönüllü ve genç bir kadro hareketi olarak 2006 yılında Maltepe Turk Ocağı olarak doğdu.Yine 2016 yılında bir genel merkez olarak ÜLKÜ-DER'i kurarak, Turk Fikir Ve Kültür hayatına katkıda bulunmak üzere, gençlik merkezi olarak çalışmalar yaptık.Lise ve üniversitelerde, her türlü sosyal ve kültürel faaliyeti, bir sivil insiyatif hareketi olarak vatanımıza ve milletimize hizmetler gerçekleştirdik. Bu 10 yılların sonucunda, yüksek donanımlı,tecrubeli, teşkilatlı, Türk kültürünü taşıyıcısı yeni ufuklar açabilen, kalemi ile duruşuyla, aksiyonu ile topyekün varlığı ile Vatanına ve millete layık bir kadro oluşmuştur. Bu çalışmalar Türk fikir kültür alanına katkı yaptığı kadar, bizim ocağımızın da mayasını oluşturmuş, bu kadroyu yoğurup cemiyet haline getirmiştir.
Bu kadronun Varlık bulmasına ve genişlemesine zemin hazırlayan, destek olan büyüklerimize gerçekten minnettarız.
Geçtiğimiz yıl itibariyle hizmet alanlarımız Insan ve Demokrasi vakfı İDEV ile daha da genişlemiştir. Özellikle eğitim alanında, gerçekleştireceği sosyal çalışmaları ile sağlıklı bir toplum yapısı oluşturmak için önemli görevler yüklenmektedir.
Memleketimiz zor zamanlardan geçmektedir yaşadığımız akıl dışı manzaralar meydandadır. Milletimiz vatandaşımız zordadır.
Bugün buradaki gibi insanı esas alan,kültürünü özümsemiş hak ve hukuka saygılı, vatan, devlet, millet, aile gibi kutsallarımıza saygılı, insanların hakim haline geldiği bir Türkiye sosyolojisi ülkenin tüm problemlerini çözebilecektir. Bu Hakimiyet on yıllardır burada verilen mücadelelerin tüm Türkiye katına yayılmasında mümkün olabilecektir.
Bu mücadele kurumlarıyla güçlü bir iletişimle, her noktada yeni bir milli merkez oluşturarak, kutlu bir zafere ulaştırılmalıdır.
Inanıyoruz ki! Mücadelemiz sonuçlarını verecek, kurumlarımız büyüyecek, ögrenci evlerimiz yurtlara, dershanelerimiz okullara dönüşecek, kütüphaneleriyle, kültür merkezleriyle kurumsallaşan ve bu imkanlarla milli merkezlerde yüksek Türk kültürü ile mayalanan kadrolar hayallerimizdeki büyük ve müebbet ülkeyi tesis edecektir" dedi.
ÜLKÜ-DER kurucu başkanı ve IDEV insan ve Demokrası Vakfı başkanı Dr. Ahmet Selçuk Can geleneksel 20. Iftar programında yaptığı konuşmada başlıklar halinde yaptığı açıklamasında ÜLKÜ-DER ve ülke siyaset gündemine yönelik dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
-"HAKKI YERİNDEN ETMEK ZULÜMDÜR"-
Başkan Can,"Millet olmanın en bariz vasfı insanları zaman ve mekan içinde birleştiren dil gibi, inanç gibi, gelenek gibi ortak noktaların bulunmasıdır.
Milleti hedef alanların en çok hırpaladığı olgular da bunlardır.
O halde, Türk kimliğini, Türk dilini, Türk kültürünü, Türk ülküsünü yaşatmaya adanmış teşkilatlı yapıların, Ülkü-Der gibi ocakların millet hayatiyeti bakımından önemi çok büyüktür.
Ülkü-Der Genel Başkanı Emre Gürel ve ekibini bu bakımdan tebrik ediyorum. Çalışmaları için de teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlar,
Türk milliyetçiliğinin en büyük objektif temeli doğrudan doğruya millete dayanmış olmasıdır.
Ülkücü-Türk milliyetçisi milli devlet dünyasında, milletin üzerinde başka bir otoriteye razı olmaz.
Ülkücü-Türk milliyetçisi bu bakımdan egemenliğini paylaşmaz.
Ülkücü-Türk milliyetçisi özgürlüğe tutkundur. Özgürlük ve nizamın uzlaştırılmasına dayanan bir ahlakı toplumda hakim kılmak ister.
Demokrasiye inanır zira millet kendi kaderini kendi çizmek hürriyetini elinde bulunduran bir topluluktur.
O halde; bizlerin, Ülkücü-Türk milliyetçilerinin bugün Türkiye’nin idare edildiği, ucube tek adam rejimiyle uyuşması asla mümkün değildir.
Hakkı yerinden etmek zulümdür.
Türkiye’de bütün siyasi güç ve yetkinin tek adam elinde toplanması hakkın yerinden edilmesidir ve zulümdür."
-APOCULARLA YAN YANA GELMEYECEGİZ"-
Can,“Haksızlık edenlere eğilim göstermeyin, yoksa ateş size de dokunur.” buyuruyor Yüce Allah.
Yemin olsun ki, haksızlık edenlerle, zulmedenlerle, apocularla yan yana gelmeyeceğiz!
Milletin emaneti olan devlet idaresini üstlendiler, emanete ihanet ettiler. Milletimize sözler verdiler, hep tersini yaptılar.
Hz. Peygamber uyarıyor; “Dikkat edin, emaneti olmayanın imanı yoktur; ahdi olmayanın da dini yoktur.”
Türk milliyetçileri milletin emanetini yüklenecek, Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in ifadesiyle milletimizi çağlar üzerinden sıçratıp en öne geçirme sözünü yerine getirecektir.
Bunun için varız! Bu sebeple biriz! Bu amaçla güçleneceğiz!"
-"KİMLİĞİN ALT OLANI DA ÜST OLANI DA YOKTUR"-
Can,"Değerli ülküdaşlarım,
Ülkücü-Türk milliyetçileri bütünlük içinde farklılıkları tanır. Millet farklılıklardan bir arada yaşama iradesi çıkaran bir topluluktur.
Türk milleti görkemli tarihi serüveni içinde Anadolu’ya ayak basmış ve bu coğrafyaya kök salmıştır. Anadolu Türk vatanı olmuştur.
Türk milleti medeniyetiyle bu coğrafyaya damgasını vurmuş ve burada bir kültürel dünya inşa etmiştir.
İçine doğulabildiği gibi sonradan da ait olunabilen bu cazibeli kültürel kimlik “Türk kimliğidir.”
Bu vatanda farklı bir kültür yoktur. Ayrı bir kimlik yoktur. Kimliğin alt olanı da üst olanı da yoktur.
Coğrafyamızın çeşitli köşelerinde farklı çiçeklenmeler olabilir. Türk kültürünün her bölgede değer ve dinamiklerinde farklılık elbette olacaktır. Ruh aynıdır. Kök aynıdır.
Şimdileri bu güçlü kültürel aidiyeti saf dışı bırakıp politik ve hukuki bir aidiyetten ibaret olan anayasal vatandaşlığı esas almak ve bunu sadece coğrafi bir bağlılık anlamına gelen “Türkiyelilik” gibi uydurma bir kavramla ifade etmeye çalışmak, toplumsal varoluşun gücünü zayıflatmak, Türk milletinin mevcudiyetine ve geleceğine kurşun sıkmaktır.
Türk milleti bin yıldır hakim millet vasfı, Cumhuriyetle ise anayasal-kurucu millet özelliğiyle bu vatanın sahibi, devletin kurucusu ve tek hakimidir.
O halde şu asgari ezberi herkesin aklına kazımak bizim birinci vazifemizdir;
Bu vatan Türk toprağıdır. Bu devletin adı Türkiye’dir. Milletinin adı Türk’tür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı şanlı ve kutlu ay-yıldızlı al bayraktır.
Bunları korumak ve gerekirse ölmekten beşikten itibaren yolumuz ve kararımızdır!
Bu konuda birlik olmak ümit ediyorum ki ayrı çatılar altında olunsa da ortak hareket şuurunu geliştirecektir.
Türk milliyetçisi sivil toplum kuruluşları da güçlü olacak, milletimizi uyanık olmaya sevk edeceklerdir.
Bütün varlığımızı ortaya koymak ve Türk milletini salimen geleceğe taşımak borcumuzdur."
-"ŞAHSIYETÇİ VE HÜRRİYETÇİYİZ"-
"Hukuk ve ahlak kurallarına uymama eğilimi artmaktadır. Ekonomik buhran içinde açlıkla mücadele eden halkımız bir de yaygın ahlaksızlık, asayiş bozukluğu ve suçla yüzleşmektedir.
Toplumda güven güven, adalet ve ahlak varsa “biz olma” duygusu da olur. Yoksa toplum çözülür, millet bütünlüğü ortadan kalkar. Bu ortamda ilerleme ve yükselme de görülmez, geri kalmışlığa ve yoksulluğa mahkum olunur. Son günlerde açıkça şahit olduğumuz üzere her türlü düşman operasyonuna karşı savunmasız kalınır.
İşte Türk Milleti'nin güçlü varlığı için baskı ve tahakküm uygulamalarının karşısındayız! Şahsiyetçi ve hürriyetçiyiz!
İktidarın yargıyı bir sopa olarak kullanılması ve meşru hukuk düzeni üzerinde bir üstünler hukukunun tesis edilmesi devletimizi temellerinden sarsmaktadır.
Türk millet varlığına kast edilmektedir.
Susmayacağız ve buna izin vermeyeceğiz!"
-BAŞKAN CAN'DAN TELEFON SIYASETİ VURGUSU
Can,"Birkaç kişinin siyasetteki varlığının devamı uğruna parti ve sanırım bu yeni çıktı “telefon” siyasetiyle Türkiye'nin geleceğine telafisi güç zararlar verilmektedir.
Vatanımızın bölünmezliği, Türk milletinin egemenliği ve Türk devleti tehdit altındadır. Türkiye dönüştürülmek istenmektedir.
Ülkücü-Türk milliyetçileri bu ihanet sürecinin tereddütsüz olarak karşısındadır.
Milletimizden tek bir teşekkür alamayanların, teröristbaşından teşekkürü alması utanç verici bir siyasi hayatı gözler önüne sermektedir.
Kamuoyunu dizayn etmeye yönelik olarak sunulan teröristbaşının mektubu ve sonrasında estirilen rüzgarın arkasında saklanan gerçekleri milletimize anlatmalıyız.
“Türk-Kürt kardeşliği” gibi söylemlerde etnik düzeyde olan Kürt kimliğini Türk kimliğine eşitleyen etnikçi-ırkçı bakış “Türk’ün tarihsel-anayasal kurucu” niteliğini PKK propagandalarına kurban etmektedir.
Terör örgütünün tam anlamıyla silahsızlanmayı –yani kalıcı, yapılandırılmış ve denetimli şekilde silahlı kapasitenin kaldırılmasını– kabul etmediği, bunun yerine koşullu bir adım olan “silah bırakma”yı tercih ettiği ve Suriye’deki silahlı teröristlerini “her an sahaya sürülebilecek bir koz” olarak tuttuğu ve böylece örgütün silahlı gücünü tamamen ortadan kaldırmamak, lider kültünü ve ideolojik bağlılığı sürdürmek ve "müzakere" süreçlerinde stratejik avantaj sağlamak amacında olduğu açıktır.
“Demokratik toplum” zırvalarının elbette öz itibariyle üniter-milli devletle mücadele anlamına geldiği ve böylece PKK’nın kuruluş amaçlarından aslında vazgeçmediği de apaçık ortadadır. Üstelik “İmralı Heyeti” sıfatıyla terörist elebaşının mektubunu okuyan güruhtan birinin, Abdullah Öcalan’ın heyete “Şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir” dediği yönünde bilgiler söz konusudur. Bu sözlerden sonra PKK sözcülerinin peşi sıra şartlar öne sürmesi, ortada terör örgütüyle bir “anlaşma” olduğuna işaret etmektedir. Bu açıdan okunan mektup, “şartsız bir metin değil, şartları kamuoyundan gizlenen bir metin”dir.
Türkiye’nin vereceği tavizlerin PKK terörünü bitireceğini düşünmek, terörün sadece ülke içindeki siyasal dinamiklerle, açılım ve demokratikleşme zırvalarıyla çözülebileceğini farzetmek, üstelik bu yanlış daha önce yapılmış ve binlerce şehit verilmişken, sadece siyasette şahsi beka arayışı ve ihanetle açıklanabilir.
Başbuğ Alparslan Türkeş’in ifadesiyle “Yunan’ın altına yatan, kanlı katil, kuduz köpek Abdullah Öcalan’dan ümit bulanlar Türk milletinin kahredici tokadını yiyip silinip gideceklerdir.”
Türk milleti egemenliğine, milli ve üniter yapısıyla devletine ve bu devletin yegane resmi dili Türkçe’ye sahip çıkacaktır.
Azim ve kararlılığımız tamdır!" şeklinde çarpıcı yorumlarda bulundu.
Ek Fotoğraflar














Yorumlar (0)